Yeni yıl,yeni başlangıçlar demek...Aynı zamanda bir önceki yılın sonunda planladıklarımızı,hedeflediklerimizi hangi ölçüde gerçekleştirdiğimizin muhasebesini yapma zamanı.Düşünüyorum da aslında bazı şeyler iyi ki bitmiyor,iyi ki yarına yapacak bir yığın şey kalıyor.Hayat bu değil midir?İnsan ölürken bile yarım kalan işleri yok mudur?
Yeni yıl da yine yeni hayallerimiz olacak.Ne kadar şanslıyız ki bu hayallere ulaşmak için yeterince sağlıklıyız,yeterince destek alıyoruz sevdiklerimizden.Yeni yılda hayattan daha fazla zevk almanız dileğiyle...
24 Aralık 2011 Cumartesi
20 Kasım 2011 Pazar
Less is more!
Sanayi Devrimi'nin ardından tüketime yönlendirilen insanoğlu, artan nüfusa bağlıolarak işçilik maliyetlerinin ucuzlamasıyla ihtiyaçlarının üzerinde alışverişyapmaya başladı. Üstelik bunu ''imaj''isimli bir kılıfa sararak mantığa bürüdü(bu tabiri çok seviyorum). Artık bazı şeylere sahip olmak değil, kimsenin sahip olmadığı şeylere ilk önce sahip olmak öne çıkıyor.
Alışverişmerkezleri günün her saatinde dolu, üstelik özel günlerde(milli ve dini bayramlar, diğer resmi tatiller) bu kalabalık daha da artıyor. Herkes buradaysa geleneklerimizi kim sürdürüyor?
Son günlerde minimalist akımlar moda olmaya başladı. ''100 eşyayla yaşamak'' vb.kavramlar elindekilerle mutlu olmayı başaramayanların yeni gözdesi. Yeni bir eşyaya sahip olmaktan çok yeni bir aktiviteye katılmanın insanı daha mutlu ettiği belirlenmiş. Düşündüğümüzde gerçekten böyle, manevi şeylerin verdiği mutluluğu hiçbir maddi varlık veremez...
Amerika bugün obeziteyle savaşırken Afrika'da insanların açlıktan ölmesi ne kadar acı bir manzara.Dünya'da her yıl ortalama 23 milyar Euro değerinde gıdanın yenmeden çöpe gittiği üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Sonuç olarak gıdadan diğer tüketim maddelerine alışveriş yaparken hem kendimizi, hem çevreyi hem de insanlığı düşünerek hareket etmemiz gerekiyor. Az aslında çoktur çünkü bize elimizdekileri verimli kullanmayı öğretir.
Alışverişmerkezleri günün her saatinde dolu, üstelik özel günlerde(milli ve dini bayramlar, diğer resmi tatiller) bu kalabalık daha da artıyor. Herkes buradaysa geleneklerimizi kim sürdürüyor?
Son günlerde minimalist akımlar moda olmaya başladı. ''100 eşyayla yaşamak'' vb.kavramlar elindekilerle mutlu olmayı başaramayanların yeni gözdesi. Yeni bir eşyaya sahip olmaktan çok yeni bir aktiviteye katılmanın insanı daha mutlu ettiği belirlenmiş. Düşündüğümüzde gerçekten böyle, manevi şeylerin verdiği mutluluğu hiçbir maddi varlık veremez...
Amerika bugün obeziteyle savaşırken Afrika'da insanların açlıktan ölmesi ne kadar acı bir manzara.Dünya'da her yıl ortalama 23 milyar Euro değerinde gıdanın yenmeden çöpe gittiği üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Sonuç olarak gıdadan diğer tüketim maddelerine alışveriş yaparken hem kendimizi, hem çevreyi hem de insanlığı düşünerek hareket etmemiz gerekiyor. Az aslında çoktur çünkü bize elimizdekileri verimli kullanmayı öğretir.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Şeytan güzel yere kurmuş sofrasını...
Ayvalık, Antik Çağ'da bir tür yabani ayva anlamına gelen Kidonia olarak anılıyordu. Bölgeye ilk yerleşenlerin Midilli'nin Kydona köyünden ya da Girit'in Kydonies bölgesinden gelmiş olabilecekleri düşünülmektedir (Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayval%C4%B1k)
Şeytan Sofrası; Ayvalık'a hakim büyük kayalık tepelerin üzerinde bulunan, bakıldığında tüm Ayvalık Adaları ile Midilli Adası'nın görüldüğü, üzerinde Şeytan'ın ayakizinin bulunduğuna inanılan bir lav birikintisidir.
Cennetten ufak bir köşe gibi Cunda Adası...Cunda(Alibey) Adası Ayvalık'ın en büyük adasıdır.
Ve tabi ki Cunda'da günbatımı...Güneş hergün batıyor ama burada güneşi siz gömüyorsunuz dağların ardına... Ve sonunda herkes kendini alkışlıyor belki de hergün batan güneşi bugün ilk kez farkettiği için...
Şeytan Sofrası; Ayvalık'a hakim büyük kayalık tepelerin üzerinde bulunan, bakıldığında tüm Ayvalık Adaları ile Midilli Adası'nın görüldüğü, üzerinde Şeytan'ın ayakizinin bulunduğuna inanılan bir lav birikintisidir.
Şeytan sofrasının hikayesi (Eylül 2011)
Cennetten ufak bir köşe gibi Cunda Adası...Cunda(Alibey) Adası Ayvalık'ın en büyük adasıdır.
Ve tabi ki Cunda'da günbatımı...Güneş hergün batıyor ama burada güneşi siz gömüyorsunuz dağların ardına... Ve sonunda herkes kendini alkışlıyor belki de hergün batan güneşi bugün ilk kez farkettiği için...
Ayvalık'a gidince...
Cunda Adası günbatımı
Sarımsaklı plajı
Ayvalık tostu
Zeytinyağı
Papalina balığı
Sakızlı dondurma
Sakızlı Türk kahvesi
Lokma tatlısı mutlaka denenmeli...
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Küçük bir çocuk gördüm kapkara...
Bu fotoğrafı hatırlıyor musunuz? Fotoğraf 1994'te Somali'de bir Birleşmiş Milletler yardım kampının sadece bir kilometre ötesinde, Kevin Carter adlı Amerikalı gazeteci tarafından çekilmişti. Fotoğraf "Pulitzer ödülünü" almıştı. Açlıktan bu hale gelen çocuğun ölmesini bekleyen akbabalı fotoğraf Afrika'daki açlığın simgesi olmuştu.
Peki ya fotoğraftaki çocuğa ne oldu?
Bunu hiç kimse bilmiyor. Fotoğrafı çeken Kevin Carter, Somali'den dönünce, bir süre araştırdı ama bulamadı.
Somali'de gördüklerinden sonra bir türlü kendine gelemeyen Kevin Carter ise derin depresyona gimiş ve üç ay sonra intihar etmişti. Çocuğun akıbetini araştıran birkaç BM görevlisi ise artık vazgeçtiler.
Bu çocuk sadece bir simge. Onun gibi hergün yüzlerce çocuk açlıktan ölüyor. Türkiye bugün Somali'ye ortalama 150 milyon dolarlık yardımda bulundu. Özellikle Ramazan ayı süresince yardımların artarak devam edeceği öngörülüyor. Göndermiş olduğumuz yardımlarla insanlar bir süre daha aç uyumayacak, çocuklar gülümseyecekler. Ancak sadece bir süre daha...Somali için başta siyaset olmak üzere birçok alanda radikal kararlar verilip uygulanması gerekiyor. Bu insanları cehaletin karanlığından çekip kurtarabildiğimiz zaman oraya gerçekten yardım etmiş olacağız.
Peki ya fotoğraftaki çocuğa ne oldu?
Bunu hiç kimse bilmiyor. Fotoğrafı çeken Kevin Carter, Somali'den dönünce, bir süre araştırdı ama bulamadı.
Somali'de gördüklerinden sonra bir türlü kendine gelemeyen Kevin Carter ise derin depresyona gimiş ve üç ay sonra intihar etmişti. Çocuğun akıbetini araştıran birkaç BM görevlisi ise artık vazgeçtiler.
Bu çocuk sadece bir simge. Onun gibi hergün yüzlerce çocuk açlıktan ölüyor. Türkiye bugün Somali'ye ortalama 150 milyon dolarlık yardımda bulundu. Özellikle Ramazan ayı süresince yardımların artarak devam edeceği öngörülüyor. Göndermiş olduğumuz yardımlarla insanlar bir süre daha aç uyumayacak, çocuklar gülümseyecekler. Ancak sadece bir süre daha...Somali için başta siyaset olmak üzere birçok alanda radikal kararlar verilip uygulanması gerekiyor. Bu insanları cehaletin karanlığından çekip kurtarabildiğimiz zaman oraya gerçekten yardım etmiş olacağız.
28 Temmuz 2011 Perşembe
Kapadokya turumuz
23-26 Haziran tarihlerinde eşimle Jolly Kapadokya turuna katıldık. Avanos'ta güzel bir otelde kaldık.
Tur otobüsü İstanbul'dan Nevşehir'e hareket ettiği için tura İzmit'ten katıldık. Yol otobüsle bitmek bilmedi...
İlk gün Ihlara Vadisi ile birçok kilise gördük. Herhalde bu kadar camiye girmemişizdir:)
İkinci günü Avanos'a ayırdık. Çömlek, şarap, ipek halı, onyx taşı üreticilerini ziyaret edip alışveriş yaptık.
Vee dileklerimizi dileyerek Kızılırmak'tan geçtik:) (Kızılırmak üzerindeki köprüden geçerken dilediğiniz dilekler gerçek olurmuş).
Avanos manzarası
Tuz Gölü
Kapadokya herkesin görmesi gereken bir yer. Mistik bir havası var. Ama kesinlikle uçakla gitmek gerek:)
Tur otobüsü İstanbul'dan Nevşehir'e hareket ettiği için tura İzmit'ten katıldık. Yol otobüsle bitmek bilmedi...
İlk gün Ihlara Vadisi ile birçok kilise gördük. Herhalde bu kadar camiye girmemişizdir:)
İkinci günü Avanos'a ayırdık. Çömlek, şarap, ipek halı, onyx taşı üreticilerini ziyaret edip alışveriş yaptık.
Vee dileklerimizi dileyerek Kızılırmak'tan geçtik:) (Kızılırmak üzerindeki köprüden geçerken dilediğiniz dilekler gerçek olurmuş).
Avanos manzarası
Dönüş yolunda Tuz Gölü'ne uğradık. Akşamüstü manzara harikaydı.
Tuz Gölü
Kapadokya herkesin görmesi gereken bir yer. Mistik bir havası var. Ama kesinlikle uçakla gitmek gerek:)
5 Haziran 2011 Pazar
Dünya Çevre Günü
2011 yılında yaşanan doğa olayları, çevre kazaları, orman yangınları, doğayı katleden projeler, nükleer tehdit, sera gazı salınımı ve buna bağlı olarak küresel ısınmayla buzulların erimesi ve çölleşme konuları her zamankinden daha fazla gündeme geldi. Dünya Çevre Günü bu yıl yaşanan olumsuzluklar nedeniyle Türkiye ve Dünya’da çeşitli etkinlik ve protestolarla kutlanacak. Japonya’daki depremin ardından yaşanan tsunamide zarar gören nükleer santralin ardından nükleer enerjinin güvenilirliği tüm dünyada tartışılmaya başladı. Türkiye’de de nükleerin yanısıra Hidroelektrik santrali (HES) projelerinin çevreye verdiği zararlar tartışılıyor.
13 DAKİKADA 1 CANLI YOK OLUYOR
Bu dünyayı bizimle paylaşan adını bildiğimiz-bilmediğimiz, gördüğümüz-farkına varmadığımız birçok canlı büyük bir hızla yok oluyor. Her gün 100 milyon ton sera gazı atmosfere salınıyor ve 60 bin hektar yağmur ormanı yok edilerek 2 milyon ton zehirli atık deniz ve nehirlere bırakılıyor. Bütün bunların bir sonucu olarak da bugün her 13 dakikada bir tür yok oluyor. Bir başka değişle gezegenimizde her 13 dakikada bir, bir canlı için kıyamet yaşanıyor. Daha çarpıcı olanı ise bu yok oluş hızının dinozorların yok olduğu zamanın 1000 katı olması. Nedeni ise ne yazık ki her geçen gün modernleşen, modernleştikçe ihtiyaçları artan ve ihtiyacı arttıkça doğayı yalnızca hammadde olarak gören insan ve yaşam biçimi. Bugün yok olan canlı türlerinin hayatımızı çok da fazla etkilemediğini, ve hatta önemsiz olduğunu düşünüyorsanız ne yazık ki yanılıyorsunuz. Yiyecek, içecek su ve diğer ihtiyaçlarımız gezegenimiz tarafından henüz bir şekilde karşılanıyor olabilir. Bugün birer birer yok olup giden canlıların sayıları azaldıkça gezegenimizin de bu ihtiyaçları karşılama kapasitesi hızla azalmaya devam edecek. Temiz ve sürekli su, besin bunların başında yer alıyor. Üstelik kaybolan her bir canlıyla birlikte bir hastalığın ilacı, bir dansın figürü, bir sanatçının hayal gücü, bir dil, bir yaşam biçimi de yok oluyor. İşin özü insanın da bir parçası olduğu biyolojik çeşitliliğin yok olması insanı insan yapan tüm koşulları da yok ediyor ve bu yok oluşun faturasının insanlık için ağır olması su götürmez bir gerçek.
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17958733.asp?gid=386
13 DAKİKADA 1 CANLI YOK OLUYOR
Bu dünyayı bizimle paylaşan adını bildiğimiz-bilmediğimiz, gördüğümüz-farkına varmadığımız birçok canlı büyük bir hızla yok oluyor. Her gün 100 milyon ton sera gazı atmosfere salınıyor ve 60 bin hektar yağmur ormanı yok edilerek 2 milyon ton zehirli atık deniz ve nehirlere bırakılıyor. Bütün bunların bir sonucu olarak da bugün her 13 dakikada bir tür yok oluyor. Bir başka değişle gezegenimizde her 13 dakikada bir, bir canlı için kıyamet yaşanıyor. Daha çarpıcı olanı ise bu yok oluş hızının dinozorların yok olduğu zamanın 1000 katı olması. Nedeni ise ne yazık ki her geçen gün modernleşen, modernleştikçe ihtiyaçları artan ve ihtiyacı arttıkça doğayı yalnızca hammadde olarak gören insan ve yaşam biçimi. Bugün yok olan canlı türlerinin hayatımızı çok da fazla etkilemediğini, ve hatta önemsiz olduğunu düşünüyorsanız ne yazık ki yanılıyorsunuz. Yiyecek, içecek su ve diğer ihtiyaçlarımız gezegenimiz tarafından henüz bir şekilde karşılanıyor olabilir. Bugün birer birer yok olup giden canlıların sayıları azaldıkça gezegenimizin de bu ihtiyaçları karşılama kapasitesi hızla azalmaya devam edecek. Temiz ve sürekli su, besin bunların başında yer alıyor. Üstelik kaybolan her bir canlıyla birlikte bir hastalığın ilacı, bir dansın figürü, bir sanatçının hayal gücü, bir dil, bir yaşam biçimi de yok oluyor. İşin özü insanın da bir parçası olduğu biyolojik çeşitliliğin yok olması insanı insan yapan tüm koşulları da yok ediyor ve bu yok oluşun faturasının insanlık için ağır olması su götürmez bir gerçek.
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17958733.asp?gid=386
Sopadan at
Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri,”Baba, çok yoruldum.”dedi.
”Beni kucağına alır mısın?”
Baba yürümeyi sürdürerek yanıtladı oğlunu:
“Üzgünüm, seni kucağıma alamam oğlum.”dedi.
”Ben de çok yorgunum.”
Çocuk aldığı yanıttan hoşlanmamıştı,bu kez ağlamaya başladı.
Baba tek sözcük söylemeden durdu ve ağaçtan bir dal kesti.
Dalı bıçakla düzeltti ve oğluna verdi.
”Al oğlum,sana güzel bir at.”dedi.
Çocuğun gözleri mutlulukla ışıldadı.
Büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata bindi ve atına vurarak evine doğru yürümeye başladı.
Baba kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına döndü bu kez:
“İşte yaşam budur kızım.”dedi.
“Bazen çok yorulduğunda kendini hayata bağlayacak bir şey arasın.”
(A.Şerif İZGÖREN, Avucunuzdaki Kelebek)
27 Mayıs 2011 Cuma
Mükemmelliği Arayış Yolculuğu...
25-26 Mayıs tarihlerinde İzmir Kaya Termal Otel'de Kalder tarafından düzenlenen 12.Mükemmelliği Arayış Sempozyumu'na katıldım. Eczacıbaşı, Turkcell, Netsis, Bosch, Siemens gibi firmaların birbirinden başarılı yöneticilerinin paylaşımları ufkumuzu genişletti doğrusu…
Ahmet Şerif İzgören ve Sunay Akın'la da tanışma ve konuşmalarını dinleme fırsatım oldu. Bu vesileyle A.Şerif İzgören'in ''Avucumdaki Kelebek'' kitabını kendisine imzalatarak almayı da başardım:) Kendisinin ''Uğur Böcekleri'' projesini de destekliyorum. Birilerinin böyle şeylerle uğraşıyor olması ülkemizin geleceğini aydınlatıyor.
Sunay Akın’ın konuşmasına gelince…Tek kelimeyle muhteşemdi! Tarih, bugün ve gelecek ancak bu kadar iyi bağlanırdı birbirine… Gelecek için geçmişi bilmenin, bugünü iyi yorumlamanın, değerlerimize sahip çıkmanın önemini anlattı biz büyüklere…‘’Özgürlüğü elinden alınmış çocuğa ‘büyük’ derler’’ dedi. Gitmiş olduğu ülkelerden alarak bir araya getirdiği oyuncak koleksiyonunu sergilediği İstanbul’daki Oyuncak Müzesi’ni ilk fırsatta ziyaret etmeyi planlıyorum.
Ben de bu etkinlikte şirketimizde yürütmüş olduğumuz bir projenin sunumunu yaptım.
'’Gerçek keşif yeni diyarlar bulmak değil, yeni gözle bakmaktır’’
Ahmet Şerif İzgören ve Sunay Akın'la da tanışma ve konuşmalarını dinleme fırsatım oldu. Bu vesileyle A.Şerif İzgören'in ''Avucumdaki Kelebek'' kitabını kendisine imzalatarak almayı da başardım:) Kendisinin ''Uğur Böcekleri'' projesini de destekliyorum. Birilerinin böyle şeylerle uğraşıyor olması ülkemizin geleceğini aydınlatıyor.
Sunay Akın’ın konuşmasına gelince…Tek kelimeyle muhteşemdi! Tarih, bugün ve gelecek ancak bu kadar iyi bağlanırdı birbirine… Gelecek için geçmişi bilmenin, bugünü iyi yorumlamanın, değerlerimize sahip çıkmanın önemini anlattı biz büyüklere…‘’Özgürlüğü elinden alınmış çocuğa ‘büyük’ derler’’ dedi. Gitmiş olduğu ülkelerden alarak bir araya getirdiği oyuncak koleksiyonunu sergilediği İstanbul’daki Oyuncak Müzesi’ni ilk fırsatta ziyaret etmeyi planlıyorum.
Ben de bu etkinlikte şirketimizde yürütmüş olduğumuz bir projenin sunumunu yaptım.
'’Gerçek keşif yeni diyarlar bulmak değil, yeni gözle bakmaktır’’
Marcel Proust
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Her seçiş bir vazgeçiş...
Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz.
Kalkar kalkmaz hayat bin bir seçeneği dayar burnunuzun ucuna... "Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız?" diye başucunuzda biten garsona, "hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsızlığından "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.
Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur. Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir. Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir. Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.
Can Dündar
7 Mayıs 2011 Cumartesi
6 Mayıs 2011 Cuma
Bilge ile köpek
Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge düşünür:
-Benim bundan öğrendiğimm şu oldu,der.
-Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.
Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur. Bu yüzden ne varsa paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için...
Her insanın bir hikâyesi ve söyleyecek bir sözü mutlaka vardır.
27 Nisan 2011 Çarşamba
Size de oluyor mu?
Her geçen gün eşyalar biraz daha küçülüyor sanki gözümde...Çocukluğumda erişemediğim o büyük eşyaların, dev binaların aslında o kadar da büyük olmadığını görmek hayalkırıklığı yaşatıyor insana.Ama bir o kadar da kendine güven duygusu getiriyor beraberinde. En güzeli de o günkü heyecanlarla bugünkü birikimi birleştirmek galiba...
İşte bu konuda bir paylaşım:
İşte bu konuda bir paylaşım:
Babam her şeyi bilir!
4 yaş: Babam her şeyi bilir.
• 5 yaş: Babam çok şeyi biliyor.
• 6 yaş: Benim babam, senin babandan daha çok şey biliyor.
• 8 yaş: Babam her şeyi bilmiyor olabilir.
• 10 yaş: Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış.
• 12 yaş: Aslında, babam bu konuda hiçbir şey bilmiyor. Çocukluğunu anımsayamayacak kadar yaşlı.
• 14 yaş: Babama kulak asma, o artık çağ dışı kaldı.
• 21 yaş: Babam mı? Aman Tanrım! o hiçbir işe yaramaz
• 25 yaş: Babam bu konuda az da olsa bir şeyler biliyor. Ama o yaştaki insanın bu konuda bir şeyler bilmesi normal zaten.
• 30 yaş: Bu konuda babamın fikrini alsak iyi olur. O kadar deneyimli ki!
• 35 yaş: Babama sormadan hiçbir şey yapmasam iyi olacak.
• 40 yaş: Acaba babam bu konunun nasıl üstesinden gelirdi? Ne kadar akıllı ve deneyimli bir insandı.
• 50 yaş: Babamın yanımda olması ve bu konu hakkında fikir vermesini ne kadar çok isterdim. Onun ne kadar akıllı olduğunu hiç taktir etmemişim. Ondan çok şey öğrenebilirdim.
Ann Landers
4 yaş: Babam her şeyi bilir.
• 5 yaş: Babam çok şeyi biliyor.
• 6 yaş: Benim babam, senin babandan daha çok şey biliyor.
• 8 yaş: Babam her şeyi bilmiyor olabilir.
• 10 yaş: Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış.
• 12 yaş: Aslında, babam bu konuda hiçbir şey bilmiyor. Çocukluğunu anımsayamayacak kadar yaşlı.
• 14 yaş: Babama kulak asma, o artık çağ dışı kaldı.
• 21 yaş: Babam mı? Aman Tanrım! o hiçbir işe yaramaz
• 25 yaş: Babam bu konuda az da olsa bir şeyler biliyor. Ama o yaştaki insanın bu konuda bir şeyler bilmesi normal zaten.
• 30 yaş: Bu konuda babamın fikrini alsak iyi olur. O kadar deneyimli ki!
• 35 yaş: Babama sormadan hiçbir şey yapmasam iyi olacak.
• 40 yaş: Acaba babam bu konunun nasıl üstesinden gelirdi? Ne kadar akıllı ve deneyimli bir insandı.
• 50 yaş: Babamın yanımda olması ve bu konu hakkında fikir vermesini ne kadar çok isterdim. Onun ne kadar akıllı olduğunu hiç taktir etmemişim. Ondan çok şey öğrenebilirdim.
Ann Landers
26 Nisan 2011 Salı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var...
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
Ataol BEHRAMOGLU
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
Ataol BEHRAMOGLU
24 Nisan 2011 Pazar
Kaliteli yaşamın sırları
Kaliteli yaşamın sırlarını aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:
Farkında olmak ve farkındalık yaratmak
İnsan ilişkilerine önem vermek
Sağlıklı beslenmek ve spor yapmak
Farkında olmak ve farkındalık yaratmak
İnsan ilişkilerine önem vermek
Sağlıklı beslenmek ve spor yapmak
Seçimlerimiz ve kaliteli yaşamak...
Farklı olmak, hayır diyebilmek ve en önemlisi de kendini tanımak.
Kaliteyi yaşamayı seçtiyseniz bloğuma hoşgeldiniz...
Kaliteyi yaşamayı seçtiyseniz bloğuma hoşgeldiniz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







